AMAÇ
Primer ve sekonder benign ve malign lezyonlar da dahil olmak üzere farklı histopatolojik tiplerdeki beyin tümörlerinde serebral kan hacmi (CBV) ve serebral kan akımında (CBF) istatistiksel açıdan anlamlı farklar bulunup bulunmadığını saptamak. Ayrıca bu ölçümlerin tümör derecesi ile bağlantılı olup olmadığını da araştırdık.
GEREÇ VE YÖNTEM
Yaşları 2-79 arasında değişen beyin tümörlü 45 hastanın 3T bir tarayıcı kullanılarak dinamik, kontrastlı, duyarlık ağırlıklı (susceptibility-weighted), eko-planar perfüzyon manyetik rezonans (MR) görüntüleri elde edildi. Lezyonlar nispi serebral kan hacmi (rCBV) ve nispi serebral kan akımı (rCBF) ölçümleri ile değerlendirildi. Tümör gruplarının (13 düşük dereceli ve 13 yüksek dereceli nöroepitelyal (NE) tümör, beş metastaz, 10 meninjiyom ve dört diğer) rCBV ve rCBF ölçümlerini karşılaştırmak üzere Mann-Whitney U testi kullanıldı. Yüksek dereceli NE tümörlerle metastazların tümör çevresi rCBV ve rCBF ölçümleri de karşılaştırıldı. Spearman bağlantı derecelendirmesi kullanılarak rCBV ve rCBF ölçümleri arasındaki ilişki değerlendirildi.
BULGULAR
Yüksek dereceli NE tümörlerdeki rCBV ve rCBF ölçümleri düşük dereceli NE tümörlerden istatistiksel açıdan anlamlı derecede farklıydı (p<0.05). Yüksek dereceli NE tümörler ile metastazlar ve meninjiyomlar arasındaki fark istatistiksel anlamlılık taşımıyordu. Yüksek dereceli NE tümörlerin peritümöral rCBV değerleri metastazlardan belirgin derecede yüksekti (p<0.05). Ölçülen rCBV ve rCBF değerleri arasında kuvvetli bir bağlantı vardı.
SONUÇ
3T perfüzyon MR aracılığıyla gerçekleştirilen CBV ve CBF ölçümleri NE tümör derecesinin ameliyattan önce belirlenmesinde ve primer beyin tümörlerinin metastazlardan ayırt edilmesinde yarar sağlayabilir. Anah tar söz cük ler: • beyin tümörleri • manyetik rezonans görüntüleme • 3 Tesla • perfüzyon ağırlıklı görüntüleme
Modern manyetik rezonans (MR) görüntüleme teknikleri dokuların
fizyolojik ve biyokimyasal özelliklerini ortaya koyarak
konvansiyonel tekniklerle elde edilen anatomik bilgileri tamamlar.
MR perfüzyon görüntüleme teknikleri beyin tümörü, serebrovasküler
hastalık ve diğer beyin bozuklukları bulunan hastaların tanı,
takip ve tedavi süreçlerinde önemli klinik araçlar haline gelmiştir (1-5).
Konvansiyonel MR görüntüleme (cMRG) her ne kadar beyin tümörlerinin
değerlendirilmesi için yararı ortaya konmuş bir araçsa da, intravenöz
kontrastlanmanın özgünlüğü sınırlıdır (6). Beyinde yer tutan
lezyonların ameliyat öncesi değerlendirmesinde tümör sınırlarının kesin
olarak belirlenmesi, tümörlerin neoplastik olmayan oluşumlardan, düşük
dereceli tümörlerin de yüksek dereceli tümörlerden ayırt edilmesi
önemlidir.
Astrositomlar şu histopatolojik kriterlere göre derecelendirilir: çekirdek
atipisi, mitoz hızı, nekrozun yaygınlığı ve endotel proliferasyonu
(7). İnsan beyin tümörleri ile yapılan çalışmalarda damarlanma artışı
genellikle malignite düzeyi ile ilişkili olarak bulunmuştur. Yüksek dereceli
astrositomlarda genellikle yeni damarlar (neovaskülarizasyon),
düzensiz damar ağları ve arteryovenöz şantlar bulunur (8, 9).
Tedavi ve prognoz tümörün histopatolojik tipi ve derecesi ile bağlantılı
olduğundan, tümör damarlanmasının operasyondan önce girişimsel
olmayan yöntemlerle değerlendirilmesi tedaviye yön gösterebilir, en iyi
biyopsi alanının saptanmasını sağlayabilir ve prognozu iyileştirebilir.
Konvansiyonel çalışmalarda perfüzyon ağırlıklı yöntemlerle sağlanan
serebral kan hacmi (CBV) ölçümlerinin yalnızca histopatolojik ölçümlerle
değil, aynı zamanda konvansiyonel anjiyografi çalışmalarında elde
edilen tümör damar yoğunluğu ölçümleri ile de bağıntılı olduğu gösterilmiştir
(10-12). Bu özellikleri nedeniyle CBV ölçümlerinin beyin tümörlerinin
ilk değerlendirme ve takip süreçlerinde kullanılması gündeme
gelmiştir. Perfüzyon ağırlıklı görüntülerin biyopsi yerinin ve tümör
sınırlarının belirlenmesinde tararlı olduğu gösterilmiştir (11, 13). Ayrıca
neoplastik oluşumların radyasyon nekrozu, tümefaktif demyeline edici
lezyonlar, inflamatuvar veya enfeksiyöz lezyonlar gibi neoplastik olmayan
oluşumlardan (1, 14-17), primer beyin tümörlerinin metastazlardan
(18-20) ayırt edilmesinde ve operasyon öncesi tümör derecesinin belirlenmesinde
de (10-12, 21, 22) yararlıdır .
Biz bu çalışmada primer ya da sekonder, benign yada malign farklı
histopatolojik tiplerdeki beyin tümörlerinde ve peritümöral parankimde serebral kan hacmi (CBV) ve serebral
kan akımında (CBF) istatistiksel açıdan
anlamlı farklar bulunup bulunmadığını
inceledik. Ayrıca bu ölçümlerin tümör
derecesi ile bağlantılı olup olmadığını
da araştırdık.
Gereç ve yöntem
Çalışma grubu beyin tümörü nedeniyle
radyoloji bölümüne gönderilen
ardışık 45 hastadan (15 kadın, 30 erkek)
oluşmuştur. Hastaların yaşları
2-79 arasında değişmektedir. Ameliyat
sonrası büyük rezidüel veya nüks
tümörü bulunan üç hasta dışında (bir
rezidüel primitif nöroektodermal tümör,
bir rezidüel meninjiyom ve karşı
hemisferde nükseden glial tümör) tüm
çalışma grubu herhangi bir tıbbi veya
cerrahi tedavi almadan önce değerlendirilmiştir.
Çalışma için kurumsal gözden
geçirme kurulu onayı, ayrıca her
hastadan yazılı bilgilendirilmiş olur
alınmıştır.
İnceleme öncesi kontrast madde uygulanması
için yedi yaş üzerindeki her
hastanın önkol toplardamarlarından birine
18 veya 20 G bir kateter yerleştirilmiştir.
Görüntüleme için 3T MR cihazı
(Magnetom Allegra; Siemens Medical
Systems, Erlangen, Almanya) kullanılmıştır.
Konvansiyonel MR incelemesinden
sonra (aksiyel T1, T2 ve FLAIR;
koronal T2-ağırlıklı görüntüler),
bolus tarzı gadopentetat dimeglumin
(Magnevist; Schering, Berlin, Almanya)
uygulanmış ve ilk geçiş sırasında
dinamik, kontrastlı, T2 ağırlıklı, gradyan
eko (GRE), eko-planar görüntüleme
(EPI) yapılmıştır. Son olarak, kontrast
sonrası aksiyel, koronal ve sagital
T1-ağırlıklı görüntüler çekilmiştir.
Şu parametrelerde yağ baskılı T2-
ağırlıklı EPI kullanılarak PWI elde
edilmiştir: tekrar zamanı (TR): 1430
msn; eko zamanı (TE): 46 msn; görüntüleme
alanı (FOV): 230 x 230 mm;
kesit kalınlığı: 5 mm; kesit aralığı: 10
mm; matriks: 128 x 256. Tümörün yeri
ve boyutları ile perfüzyon MR incelemesinin
tarama alanı T2-ağırlıklı MR
görüntüleri üzerinde belirlenmiştir. Elli
çok kesit serisi 15 kesit haline getirilmiştir.
İlk beş kazanım kontrast madde
uygulamadan önceki bazal durumu
belirlemek için kullanılmıştır. Beşinci
kazanımdan sonra kontrast madde (0.1
mmol/kg) otomatik bir enjektör (Medrad,
Pittsburgh, ABD) yardımıyla yedi
yaş üzerindeki hastalara saniyede 5
mL, altındaki hastalara ise 1-2 mL hızında
verilmiştir. Son olarak aynı miktarda
serum fizyolojik kontrast madde
ile aynı hızda uygulanmıştır.
Çalışma grupları
Volümetrik rezeksiyon veya biyopsi
yapılan 39 hastada tümör tanısı histopatolojik
olarak doğrulanmıştır. Altı
hasta cerrahi uygulanmadan iki ila dört
yıl izlenmiştir. Bu hastalarda tanı MR
bulguları ve klinik takip sonucunda
konmuştur.
1. Yüksek dereceli nöroepitelyal
(NE) tümörler (n=13):
Tüm hastalarda patoloji tanısı total
rezeksiyon veya biyopsi ile konmuştur
(sekiz glioblastoma multiforme,
iki derece üç glial tümör,
bir derece üç oligodendrogliom ve
iki PNET).
2. Düşük dereceli NE tümörler
(n=13):
Oniki hastada patoloji tanısı total
rezeksiyon veya biyopsi ile
konmuştur (yedi düşük dereceli
astrositom, bir solid pilositik astrositom,
üç derece iki oligodendrogliom,
bir disembriyoblastik nöroektodermal
tümör, ve bir gangliyogliom).
Son hastanın tümöründe
dört yıllık takip süresince klinik ve
radyolojik yönden bir ilerleme görülmedi.
Dolayısıyla bu hasta da
düşük dereceli gruba dahil edildi.
3. Meninjiyomlar (n=10):
Dokuz hastada patoloji tanısı vardı
(yedisi derece 1, ikisi derece 2).
Son hastada tanı klinik ve radyolojik
bulgular ve takiple konmuştur.
4. Metastazlar (n=5):
Hastaların tümünde patolojik olarak
ispatlanmış primer bir tümör
mevcuttur; ancak yalnızca iki hastaya
cerrahi uygulanmıştır. Dört
hastada çok sayıda lezyon mevcuttur.
5. Diğerleri (n=4):
Patolojik inceleme ile tanı konan
bir hemanjiyoblastom ve iki
medulloblastom olgusu farklı biyolojik
karakterleri dolayısıyla
diğer tümör grupları arasında yer
almamıştır. Bir hastada pilositik
astrositom ile uyumlu olacak
şekilde mural bir nodül içeren
kistik bir lezyon vardı. Bu tümör
hemanjiyoblastomdan ayırt edilemeyeceğinden
düşük dereceli glial
tümörler arasında yer almamıştır.
Bu gruptaki tümörler çalışma grubunun
dışında bırakılmayarak elde
edilen veriler morfolojik analizde
ve bağıntı incelemesinde kullanılmıştır.
Veri işleme
Bu çalışmadaki verilerin işlenmesi
cihazın üreticisi olan firmanın temin
ettiği çalışma istasyonundaki ticari yazılım
(perfüzyon yazılımı, Leonardo
çalışma istasyonu, Siemens, Almanya)
aracılığıyla yapılmıştır. CBV haritası
dinamik görüntü setlerinden piksel temelinde
hazırlanmıştır. Başlangıçtaki
noktaları temsil eden bir örnek seçilmiş
ve her piksel için ölçülen sinyal
yoğunluğunun ortalaması hesaplanmıştır
(So). Kontrast madde (gadopentetat
dimeglumin) relaksasyon hızının
değişimi (ΔR2*) ile orantılıdır. Bu
değer sinyalden yola çıkarak şu formülle
hesaplanır (23): ΔR2*=[-ln (St/
So)/TE], St t zamanındaki pikseldeki
sinyal yoğunluğunu, So kontrasttan
önceki sinyal yoğunluğunu, TE ise eko
zamanını gösterir. CBV haritası kinetik
prensipleri doğrultusunda her vokselden
bolusun ilk geçişindeki nispi konsantrasyonların
(ΔR2*) bütünleştirilmesi
ile oluşturulur (24-26). Bolusun
ilk geçişinin başlangıç ve sonu manuel
olarak seçilen referans voksellerdeki
zaman-sinyal yoğunluğu eğrileri üzerinden
hesaplanır.
Bu çalışmada arteryel girdi işlevi
(AIF) orta serebral arterin M2 bölümü
üzerine manuel olarak 20 x 20 piksel
boyutlarında bir ilgi alanı (ROI) kutusu
yerleştirilerek elde edilmiştir. AIF kontrast
enjeksiyonu sonrasında en erken
ve en geç relaksasyonu içeren piksellerin
elle seçilmesinden sonra otomatik
olarak hesaplanır (27). Arterlerdeki
kontrast maddenin gri cevher kapillerlerindekine
göre daha yüksek konsantrasyonlarda
bulunması ile uyumlu
olmak üzere erken ve geç sinyal değişiklikleri en uygun AIF olarak bulunmuştur
(22).
Doku yanıtı işlevini elde
etmek üzere AIF ölçülen doku konsantrasyonu-
zaman eğrisinden çıkarılmıştır.
Ortalama geçiş zamanı (MTT)
haritaları doku yanıtı işlevi altındaki
alanı yüksekliklere göre bölerek elde
edilmiştir (28). Daha sonra doku konsantrasyonu-
zaman eğrisinin altında
kalan alandan elde edilen CBV değerleri
MTT ile bölünerek CBF değerleri
hesaplanmıştır. CBF değerlerinin sayısal
karşılıklarının bütünleştirilmesi sonucunda
CBF haritaları oluşturulmuştur.
CBV ve CBF haritalarına örnekler
Şekil 1 ve 2’de sunulmuştur.
Yüksek mikrovaskülarizasyon endeksini
göstermek üzere bir tümörün
solid bölümlerinin en yüksek renk seviyeleri
yarı otomatik olarak elde edilen
bu CBV ve CBF haritalarından elde
edilmiştir. Daha sonra en yüksek renk
düzeyinin üzerine manuel olarak yuvarlak
bir ROI yerleştirilerek ölçümler
yapılmıştır.
ROI boyutu tümörün
boyutları ve heterojenitesi ile
bağlantılıdır, ancak her bir ROI en az
18 piksel içermektedir.
Dinamik, kontrastlı T2*PW görüntülerden
elde edilen CBV ve CBF
haritaları mutlak değil, nispi değerler
verdiğinden bu çalışmada hastaların
karşılaştırılması için bir iç standart
kullanılmıştır. İç standart olarak karşı
hemisferdeki normal beyaz cevher
kullanılmıştır. Nispi CBV (rCBV) ve
nispi CBF (rCBF) değerlerini hesaplamak
için tümör ROI ölçümünün beyaz
cevher ROI ölçümüne oranı elde
edilmiştir. Amaç tümörün en fazla perfüzyon
bulunan bölümünü saptamak
olduğundan tümörün en yüksek renk
seviyesinde saptanan üç hesaplamanın
en yüksek değeri nihai rCBV ve rCBF
olarak kabul edilmiştir.
Ölçümler yüksek dereceli glial tümörler
ve metastazlarda tümör çevresi
bölgelerde tekrarlanmıştır. Peritümöral
bölge tümörün kontrastlanan bölümünün
bitişiğindeki kontrastlanmayan ve
T2 ağırlıklı görüntülerde hiperintens
olarak görülen bölge olarak tanımlanmıştır.
Düşük ve yüksek dereceli NE tümörler,
yüksek dereceli NE tümörler
ve meninjiyomlar ve yüksek dereceli NE tümörler ve metastazlardaki rCBV
ve rCBF ölçümlerinin karşılaştırılması
için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır.
Yüksek dereceli NE tümörlerle
metastazlardaki peritümöral rCBV ve
rCBF ölçümleri de karşılaştırılmıştır.
Kırkbeş tümörün tamamında rCBV ve
rCBF ölçümleri arasındaki ilişki Spearman
derecelendirme korelasyonu ile
incelenmiştir.
Bulgular
Bu çalışmada kullanılan kontrast
maddeler veya kontrastın hızlı enjeksiyonu
ile ilişkili hiçbir yan etki görülmemiştir.
Her ne kadar T2*GRE EPI
tekniği duyarlılık artefaktlarından etkilenmekteyse
de, arka fossa tümörleri
de dahil olmak üzere tüm lezyonlarda
rCBV ve rCBF hesaplamalarını yapabilecek
kalitede görüntüler elde edilmiştir.
Kırk beş hastadan 39’u ameliyat
edilmiş, geri kalan altısında ise dört
yıla kadar uzayan süreç boyunca klinik
ve radyolojik takiple tanı konmuştur.
Tüm tümörlerin rCBV ve rCBF ölçümleri
hastaların yaşları ve cinsiyetleri
ile beraber Tablo 1’de sunulmuştur.
Tablo 2’de cMRG bulgularının karşılaştırılması
perfüzyon haritaları ile sunulmaktadır.
Tümörlerin kontrastlanan
bölümlerinde genellikle yüksek rCBV
ve rCBF değerleri görülmekle birlikte,
kontrastlanmayan bölümlerinde de bir
perfüzyon anormalliği bulunmaktadır. Yüksek dereceli iki
NE tümörün kontrastlanmayan bölümlerinde
perfüzyon değerlerinin arttığı
saptanmıştır.
Tümör gruplarının rCBV ve rCBF
değerlerinin dağılımları Şekil 5 ve 6’da
gösterilmiştir.
Tüm tümör gruplarının (yüksek dereceli
NE tümörler, düşük dereceli NE
tümörler, metastazlar ve meninjiyomlar)
ortalama rCBV ve rCBF değerleri
her grup için hesaplanmıştır.
Gözlemlenen rCBV ve rCBF değerleri
sırasıyla
sunulmuştur. Yüksek dereceli NE tümörler
ve metastazlardaki peritümöral
rCBV ölçümleri Tablo 5’te sunulmuştur.
Düşük dereceli NE tümörlerle (ortalama
2.53±1.05) yüksek dereceli NE
tümörlerin (ortalama 6.79±3.17) rCBV
değerleri arasındaki fark istatistiksel
açıdan anlamlıydı (p<0.05). Benzer
şekilde düşük dereceli NE tümörlerin
rCBF değerleri (ortalama 2.05±1.05)
yüksek dereceli NE tümörlerden (ortalama
4.93±1.91) anlamlı derecede
düşüktü (p<0.05).
Yüksek dereceli NE tümörlerle meninjiyomlar
karşılaştırıldığında, yüksek
dereceli NE tümörlerin ortalama
rCBV ve rCBF değerleri (sırasıyla,
6.79±3.17 ve 4.93±1.91) ile meninjiyomlarınkiler
(sırasıyla, 9.37±1.05 ve
6.55±2.62) arasında anlamlı fark bulunmamıştır
(p>0.05).
Tablo 2 (devamı). Konvansiyonel kontrastlı MR görüntüleme ve renkli beyin kan akımı (CBV) haritaları
Tümör Yerleşim Konvansiyonel MR bulguları CBV haritaları
31 Metastaz, akciğer Sol temporal Heterojen yoğun nodüler kontrastlanma Heterojen yüksek CBV, periferik ödemde çok
düşük CBV
32 Meninjiyom Sol parietooksipital
konveksite
Homojen yoğun kontrastlanma Homojen yüksek CBV
33 Meninjiyom Sağ frontal taban Homojen yoğun kontrastlanma Homojen yüksek CBV
34 Meninjiyom ** Sol frontal parafalsiyan Homojen yoğun kontrastlanma ve
kalsifikasyon
Homojen yüksek CBV
35 Meninjiyom, derece 2 Sol infratentoryal Homojen yoğun kontrastlanma Homojen yüksek CBV
36 Meninjiyom, derece 2 Sağ frontal konveksite Homojen yoğun kontrastlanma Homojen yüksek CBV
37 Meninjiyom Arka fossa, sigmoid
dura
Homojen yoğun kontrastlanma Homojen yüksek CBV
38 Meninjiyom Sağ parafalsin Homojen yoğun kontrastlanma Homojen yüksek CBV
39 Meninjiyom Sol sfenoid kanat Homojen yoğun kontrastlanma Homojen yüksek CBV
40 Meninjiyom Sol anterior temporal Homojen yoğun kontrastlanma ve nokta
tarzı kalsifikasyonlar
Homojen yüksek CBV
41 Meninjiyom Olfaktor oyuk Homojen yoğun kontrastlanma Homojen yüksek CBV
42 Hemanjiyoblastom Beyin sapı ve talamus Kistik lezyon ile kontrastlanan mural
nodül
Çok düşük CBV kist içinde yüksek CBV mural
nodül
43 Medulloblastom Serebellar vermis Heterojen kontrastlanma ve kistik
bileşenler
Heterojen düşük CBV ile kistik bileşenlerde çok
düşük CBV
44 Medulloblastom Dördüncü ventrikül Heterojen hafif kontrastlanma Heterojen orta CBV
45 Pilositik astrositom
Tartışma
İnsan beyin tümörleri üzerine yapılan
araştırmalarda daima damarlanma
artışının malignensi ile ilişkili olduğu
gösterilmiştir. En sık rastlanan primer
beyin tümörleri olan astrositomlar
üzerinde yapılan çalışmalarda yüksek
dereceli tümörlerde neovaskülarite,
düzensiz damar ağları ve arteryovenöz
şantların sık görüldüğü saptanmıştır (8,
9). Dolayısıyla astrositomlarda tümör
vaskülarizasyonunun operasyondan
önce saptanması malignensi ve proliferatif
potansiyel hakkında fikir yürütülmesini
sağlayabilir, tedavi planı ve
stereotaktik biyopsiyi yönlendirebilir
(29, 30).
Yıllarca tümör damarlanmasını değerlendirmek
için konvansiyonel anjiyografik
yöntemler kullanılmıştır.
Ancak girişimsel olmaları ve mikrovaskülarizasyon
hakkında yeterince
bilgi sağlamamaları nedeniyle tümör
değerlendirmesi için çok uygun değillerdir.
EPI gibi çok hızlı MRG tekniklerinin
geliştirilmesi ile birlikte beyin
tümörlerinin mikrovaskülaritesi PWI
ile değerlendirilmeye başlanmıştır.
Perfüzyon MRG tarafından sağlanan
CBV haritalarının doku mikrodolaşımı
hakkında bilgi verdiği gösterilmiştir.
Bu şekilde yalnızca kapiller neovaskülarizasyon
varlığı saptanmamakta, nispi
ölçümler de yapılabilmektedir (23,
31-32). Aronen ve arkadaşları spin-eko
EPI tekniği ile elde edilen rCBV değerlerinin
glial tümörlerin histopatolojik
vaskülarite derecesi ile iyi bağlantı gösterdiğini
bildirmişlerdir.
Ayrıca, tümör
kontrastlanması, ödem, heterojenite,
nekroz, kistler, kanama, kitle etkisi ve
tümör sınırlarının iyi belirlenememesi
gibi cMRG bulgularının hiçbirinin tek
başına tümör derecesi ile ilişki göstermediğini
saptamışlardır (10).
Malign tümörlerde besleyici arterler
ve boşaltıcı venler gibi geniş neovasküler
yapılara ek olarak geniş kapillerler
de vardır. GRE EPI tekniğinde kapillerlerdeki
toplam kan hacmini temsil
eden ve yaklaşık olarak tüm damarları
eşit ağırlıkta gösteren hemodinamik
haritalar oluşturulur (33). Sugahara ve
arkadaşları ile Donahue ve arkadaşları
GRE EPI tekniği ile elde edilen rCBV
değerleri ile tümörlerin histopatolojik ve anjiyografik vaskülarite dereceleri
arasında paralellik bulunduğunu göstermişlerdir
(12, 34). Biz bu çalışmada
spin-eko görüntüleme yerine gradyan
eko görüntülemeyi tercih ettik.
Her ne kadar düşük ve yüksek dereceli
glial tümörlerin rCBV ve rCBF
değerleri arasında istatistiksel açıdan
anlamlı bir fark bulunduysa da, derece
3 ve derece 4 tümörler arasında bu
tür bir fark yoktur (10-12, 35). Bu çalışmaya
orijinine bakılmaksızın bütün
NE tümörler dahil edilmiştir. NE tümörler
düşük ve yüksek dereceli olmak
üzere iki gruba ayrılmıştır. Astrositom
dışındaki NE tümörlerde mikrovaskülarizasyonun
anlamı iyi bilinmemekle
birlikte WHO sınıflaması tüm NE tümörleri
aralarında mikrovaskülarizasyonun
da bulunduğu pek çok kritere
göre derecelendirmiştir (36). Düşük ve
yüksek dereceli NE tümörler arasında
rCBV ve rCBF değerleri açısından
anlamlı derecede fark bulunduğundan,
bu çalışma mikrovaskülarizasyonun
astrositom dışındaki NE tümörler için
de önemli olabileceğini düşündürmektedir.
Kontrastlı T1 ağırlıklı MR görüntülerde
orta ila ileri derecede kontrastlanma
gösteren 12 tümörden dördünde
(%33) kontrast sonrası en fazla
kontrastlanma gösteren alanla CBV
ve CBF haritalarında en yüksek renk
değerine sahip alan arasında bir uyumsuzluk
göze çarpmıştır. Bu uyumsuzluğun
görüldüğü olgulardan ikisinde en
kuvvetli kontrastlanmanın görüldüğü
alan perfüzyon haritalarında en yüksek
renk değerine sahip alandan daha
geniş olarak bulunmuştur.
Bu durum
vasküler hiperplazi alanının T1 ağırlıklı
kontrastlı MR incelemesinde en
yoğun kontrastlanma gösteren alandan
daha küçük olduğunu düşündürür ve
kontrastlanmanın vasküler hiperplazi
olsun olmasın, kan-beyin bariyerindeki
değişiklikler sonucu ortaya çıkması
ile açıklanabilir (6). Diğer iki tümörün
CBV ve CBF haritalarında kontrastlanmayan
bölümlerde perfüzyon artışı
saptanmıştır.
Yüksek ve düşük dereceli glial tümörlerle
1.5 T MR tarayıcılarıyla yapılan
çalışmalarda elde edilen ortalama
rCBV ve rCBF değerleri bizim
sonuçlarımızla uyumludur (10-12, 22,
35, 37). Bizim çalışmamızda düşük
dereceli tümörlerin ortalama rCBV ve
rCBF değerleri önceki çalışmalara göre
daha yüksektir. Oligodendrogliomların
rCBV değerlerinin düşük dereceli
astrositomlardan daha yüksek olduğu
bilindiğinden, bizim çalışmamızdaki
hafifçe yüksek değerlerin oligodendrogliom
gibi astrositom dışı tümörlerin
dahil olmasının sonucu olduğu düşünülebilir
(38, 39).
Law ve arkadaşlarının bir çalışmasında
erişkinlerde PNET ve yüksek
dereceli glial tümörlerin rCBV değerleri
arasında belirgin bir fark bulunmadığı
saptanmıştır (40). PNET için
rCBV değerlerinin düşük dereceli glial
tümörlerden yüksek olduğu bilinmektedir.
Bu çalışmada PNET bulunan
pediatrik yaş grubundaki iki hastanın
CBV değerleri de yüksek bulunmuştur
(5.30 ve 12.73). Spampinato ve arkadaşları
anaplastik oligodendrogliomların
rCBV ölçümlerini düşük dereceli
oligodendrogliomlardan belirgin derecede
yüksek bulmuşlardır (41).
Gerek
önceki çalışmalar, gerekse bizim
çalışmamız astrositom dışında oligodendrogliom
gibi bazı başka NE tümörlerde
de mikrovaskülarizasyonun
derecesinin belirlenmesinde perfüzyon
ağırlıklı görüntülemenin rol oynadığını
göstermektedir.
Agresif özellikleri ve histopatolojik
derecelerine rağmen iki arka fossa tümöründen
birinde rCBV ve rCBF değerleri
düşük bulunmuştur (sırasıyla,
1.67 ve 1.06). Diğer olgunun rCBV ve
rCBF değerleri düşük-orta düzeydedir
(sırasıyla, 3.59 ve 1.58). Bildiğimiz
kadarıyla medulloblastomların perfüzyon
MR bulguları ile ilgili daha önce
bir yayın yapılmamıştır.
Bizim çalışmamızda yüksek dereceli
NE tümörlerle metastazlar arasında
rCBV veya rCBF değerleri açısından
istatistiksel anlamlı bir fark saptanmamıştır;
ancak yüksek dereceli NE
tümörlerin peritümöral rCBV ölçümleri
metastazlardan anlamı derecede
yüksek bulunmuştur. Bu bulgu diğer
çalışmalarla ve Law ve arkadaşları ile
Chiang ve arkadaşlarının 3T MR sistemleri
ile yaptığı çalışmalarla uyumludur
(18, 19).
Bu bulgu primer tümör
çevresindeki yüksek T2 sinyal yoğunluğunun
hücresel infiltrasyonu temsil
edebileceğini, metastazda ise kapiller
permeabilite değişikliklerine bağlı sıvı
birikimini gösterdiğini düşündürmektedir
(42). Bu nedenle perfüzyon ağırlıklı
görüntülemenin klinik uygulamada
primer tümörlerle metastazların
ayırt edilmesinde kullanılabileceğini
düşünüyoruz.
Perfüzyon ağırlıklı görüntüleme meninjiyomların
değerlendirilmesinde,
yani embolizasyon öncesi ve sonrası
damarlanmanın saptanması için kullanılır
(43, 44). Bizim çalışmamızdaki
meninjiyomların rCBV değerleri
muhtemelen kan-beyin bariyerinin
yokluğunda akışa bağlı olarak geniş
bir aralıkta değişkenlik göstermesine
rağmen (2.49-27.41), yüksek dereceli
NE tümörlerle meninjiyomlar arasında
rCBV değerleri açısından istatistiksel
anlamlı bir fark saptanmamıştır.
Meninjiyomlar ekstraaksiyel hipervasküler
tümörlerdir. Hem iç, hem de
dış karotid arterden kanlanırlar. Kanbeyin
bariyerinin yokluğunda besleyici
arterlerin geçirgenliği yüksektir.
Fark istatistiksel anlamlılık göstermese
de meninjiyomların tüm tümör
gruplarının içerisinde en yüksek rCBV
ve rCBF değerleri göstermesi şaşırtıcı
değildir.
Bizim çalışma grubumuz heterojen
histopatolojik tümör tipleri içermektedir.
Bu çalışmadaki en önemli sınırlılıklar
çalışma grubunun heterojenitesi
ve altı hastada histopatolojik tanı ve
kesin tümör derecesinin bilinmemesidir.
Her ne kadar çalışmadaki astrositom
dışındaki tümörlerin sayısı azsa
da, düşük ve yüksek dereceli tümörlerin
sayısı eşittir.
Daha yüksek çözünürlük ve daha
hızlı görüntüleme sağlayan yüksek
Tesla MR sistemleri beyin tümörlerinin
perfüzyon ağırlıklı görüntülemesi
için uygundur; ancak yüksek Tesla
MR tarayıcılarıyla beyin tümörleri
üzerinde yapılmış fazla sayıda çalışma
yoktur. İleriki çalışmalarda daha
fazla sayıda hastaya ve NE tümörlerin
histopatolojik özellikleri ile görüntüleme
bulguları arasında bağlantının
daha iyi araştırılmasına gerek
vardır.
Dinamik, kontrastlı perfüzyon ağırlıklı
görüntüleme cMRG ile elde edilemeyecek
fizyolojik bilgi sağlar. Perfüzyon
ağırlıklı görüntüleme pozitron
emisyonu tomografisi (PET) ve tek
foton emisyonu bilgisayarlı tomografisi
(SPECT) ile karşılaştırıldığında
daha hızlı, daha ucuz, daha yaygın ve
daha yüksek çözünürlüklü bir yöntemdir.
Beyin tümörlerinin gerek ameliyat
öncesi değerlendirmesinde, gerek derecelendirmesinde,
gerekse tedaviden
sonraki izleminde tercih edilen yöntem
haline gelebilir.
Kaynaklar
1. Petrella JR, Provenzale JM. MR perfusion
imaging of the brain: techniques and
applications. AJR Am J Roentgenol 2000;
175:207–219.
2. Cha S, Knopp EA, Johnson G, Wetzel
SG, Litt AW, Zagzag D. Intracranial mass
lesions: dynamic contrast-enhanced susceptibility-
weighted echo-planar perfusion MR
imaging. Radiology 2002; 223:11–29.
3. Keston P, Murray AD, Jackson A. Cerebral
perfusion imaging using contrast-enhanced
MRI. Clin Radiol 2003; 58:505–513.
4. Law M, Oh S, Babb JS, et al. Low grade
gliomas: dynamic susceptibility-weighted
contrast-enhanced perfusion MR imaging-
prediction of patient clinical response.
Radiology 2006; 238:658–667.
5. Provenzale JM, Mukundan S, Barboriak
DP. Diffusion-weighted and perfusion MR
imaging for brain tumor characterization
and assessment of treatment response.
Radiology 2006; 239:632–649.
6. Brant-Zawadski M. Pitfalls of contrast
enhanced imaging in the nervous system.
Magn Reson Med 1991; 22:243–248.
7. Daumas-Duport K, Sheithauer B, O’Fallon
J, Kelly P. Grading of astrocytomas: a
simple and reproducible method. Cancer 1988; 62:2152–2165.
8. Folkman J. Seminars in medicine of the
Beth Israel Hospital, Boston: clinical applications
of research on angiogenesis. N Engl
J Med 1995; 333:1757–1763.
9. Plate KH, Breier G, Weich HA, Risau
W. Vascular endothelial growth factor is
a potential tumour angiogenesis factor
in human gliomas in vivo. Nature 1992;
359:845–848.
10. Aronen HJ, Gazit EI, Louis DN, et al.
Cerebral blood volume maps of gliomas:
comparison with tumor grade and histologic
findings. Radiology 1994; 191:41–51.
11. Knopp EA, Cha S, Johnson G, et al. Glial
neoplasms: dynamic contrast enhanced T2*
weighted MR imaging. Neuroradiol 1999;
211:791–798.
12. Sugahara T, Korogi Y, Kochi M, et al. Correlation of MR imaging-determined
cerebral blood volume maps with histologic
and angiographic determination of vascularity
of gliomas. AJR Am J Roentgenol
1998; 171:1479–1486.
13. Wong JC, Provenzale JM, Petrella JR. Perfusion MR imaging of brain neoplasms.
AJR Am J Roentgenol 2000; 174:1147–
1157.
14. Sugahara T, Korogi Y, Tomiguchi S, et
al. Posttherapeutic intraaxial brain tumor: the value of perfusion sensitive contrastenhanced
MR imaging for differentiating
tumor recurrence from non-neoplastic
contrast-enhancing tissue. AJNR Am J
Neuroradiol 2000; 21:901–909.
15. Cha S, Pierce S, Knopp EA, et al. Dynamic
contrast-enhance T2*-weighted MR imaging
of tumefactive demyelinating lesions.
AJNR Am J Neıroradiol 2001; 22:1109–
1116.
16. Ernst TM, Chang L, Witt MD, et al.
Cerebral toxoplasmosis and lymphoma in
AIDS: perfusion MR imaging experience in
13 patients. Radiology 1998; 208:663–669.
17. Erdogan C, Hakyemez B, Yildirim N,
Parlak M. Brain abscess and cystic brain
tumor: discrimination with dynamic susceptibility
contrast perfusion-weighted MRI. J
Comput Assist Tomogr 2005; 29:663–667.
18. Law M, Cha S, Knopp EA, Johnson G,
Arnett J, Litt AW. High-grade gliomas and
solitary metastasis: differentiation by using
perfusion and proton spectroscopic MR
imaging. Neuroradiology 2002; 222:715–
721.
19. Chiang CI, Kuo YT, Lu CY, et al. Distinction
between high-grade gliomas and solitary
metastasis using peritumoral 3-T magnetic
resonance spectroscopy, diffusion, and
perfusion imagings. Neuroradiol 2004;
46:619–627.
20. Bulakbasi N, Kocaoglu M, Farzaliyev A,
Tayfun C, Ucoz T. Somuncu I. Assessment
of diagnostic accuracy of perfusion MR
imaging in primary and metastatic solitary
brain tumors. AJNR Am J Neıroradiol
2005; 26:2187–2199.
21. Wetzel SG, Cha S, Law M, et al. Preoperative assessment of intracranial
tumors with perfusion MR and a volumetric
interpolated examination: a comparative
study with DSA. AJNR Am J Neroradiol
2002; 23:1767–1774.
22. Shin JH, Lee HK, Kwun BD, et al. Using
relative cerebral blood flow and volume to
evaluate the histopatologic grade of cerebral
gliomas: preliminary results. AJR Am
J Roentgenol 2002; 179:783–789.
23. Rosen BR, Belliveau JE, Vevea JM, Brady
TJ. Perfusion imaging with NMR contrast
agents. Magn Reson Med 1990; 14:249–265.
24. Villringer A, Rosen BR, Belliveau JW, et al. Dynamic imaging with lantanide chelates in
normal brain: contrast due to magnetic susceptibility
effects. Magn Reson Med 1988;
78:41–55.